Bana en sık gelen sorulardan biri bu: "Ben terapiye gitmek istiyorum ama eşim gelmek istemiyor, ne yapabilirim?" Soruyu soran kişi genellikle uzun süredir düşünüyordur, bir kez konuyu açmıştır ve karşısındaki net bir "hayır" almıştır. Bu noktada iki his birden gelir: çaresizlik ve kırgınlık.
Bu yazıda reddin altında genellikle ne olduğunu, konuyu yeniden açarken neyin işe yarayıp neyin yaramadığını ve tek başınıza başlamanın gerçekten bir işe yarayıp yaramadığını anlattım.
"Hayır" genellikle terapiye değil
Reddeden eşlerin çoğu aslında terapiye karşı değildir; kendilerine dair bir şeye karşıdır. En sık karşılaştığım sebepler şunlar:
Suçlanacağını düşünmek. Çift terapisini, bir hakem huzurunda yargılanacağı bir yer gibi hayal eder. "İkinize karşı tek başıma" hissi, gelmeden önce kurulan en yaygın senaryodur.
Sorunu bu kadar büyük görmemek. "Her çiftin sorunu var, biz halledebiliriz" düşüncesi genellikle inkâr değil, gerçek bir kanaattir. Sizin acil gördüğünüz şeyi o normal görüyor olabilir.
Mahremiyet endişesi. Evin içindeki meselenin bir yabancıya anlatılması fikri, özellikle özel hayatını paylaşmaya alışkın olmayan kişiler için başlı başına zorlayıcıdır.
Terapiyi ayrılığın ön adımı sanmak. Bazı kişiler için "terapiye gidiyoruz" cümlesi, "bu iş bitiyor" demenin kibar hâlidir. Reddetmek, o cümleyi duymamak için bir savunma olabilir.
Çevresinden duyduğu yorumlar. "Oraya giden çiftler zaten boşanıyor" gibi bir cümle, hiç denemeden kapıyı kapatmaya yetebiliyor.
Konuyu açarken işe yaramayan cümleler
"Sende bir sorun var, terapiye gitmen lazım." Bu cümle çift terapisini bir teşhis gibi sunar ve karşı tarafı doğrudan savunmaya iter. Bir kere böyle kurulduğunda, sonraki denemelerde de aynı yerden duyulur.
"Gelmezsen ben de gitmiyorum." Terapiyi bir pazarlık kozuna çevirmek, sürece daha başlamadan bir kazanan-kaybeden düzeni kurar.
"Herkes gidiyor, bunda utanılacak bir şey yok." Doğru bir cümle, ama kişinin çekincesine değil, genel bir doğruya cevap verir. Karşınızdaki kişi utandığı için değil, başka bir sebeple direniyor olabilir.
Ultimatom kurmak. "Gelmezsen bu ilişki biter" cümlesiyle gelen çiftlerde ilk görüşme, çoğu zaman ilişkiyi değil o ultimatomu konuşmakla geçer.
İşe yarayan yaklaşım
Kendi cümlenizden konuşun. "Senin gitmen lazım" yerine "ben bu konuda tıkandığımı hissediyorum ve yardım istiyorum" demek, davetin muhatabını değiştirir. İlkinde karşı taraf sanık, ikincisinde eşlikçi olur.
Küçük bir söz isteyin. "Bir süreç başlatalım" yerine "sadece bir görüşmeye gel, sonrasında devam etmek istemezsen etmezsin" demek, kararın büyüklüğünü küçültür. Reddedenlerin çoğu tek bir görüşmeye evet diyebilir.
Beklentiyi netleştirin. "Kim haklı bulunacak" korkusu varsa bunu doğrudan konuşun: çift görüşmelerinde kimin haklı olduğuna karar verilmez, tekrar eden döngü konuşulur. Bu cümleyi duymak, çoğu kişinin en büyük çekincesini ortadan kaldırıyor.
Zamanlamayı seçin. Bir tartışmanın hemen ardından açılan terapi konusu, tartışmanın devamı gibi duyulur. Sakin bir günde, sakin bir anda konuşmak fark yaratır.
Süreci somutlaştırın. Nerede, nasıl, ne kadar sürede olduğunu bilmemek direnci artırır. Online görüşme yapılabileceğini bilmek, evden çıkmakta zorlanan ya da tanınmaktan çekinen kişiler için sıklıkla belirleyici oluyor.
Tek başınıza başlamak işe yarar mı?
Evet, ve bu düşündüğünüzden daha sık oluyor. İlişki bir sistemdir: iki kişinin karşılıklı tepkileriyle işler. Bir tarafın tepkileri değiştiğinde döngünün gidişatı da değişir. Bu, tüm sorumluluğun sizde olduğu anlamına gelmez; ama tek başına atılan adımların da bir karşılığı olduğu anlamına gelir.
Bireysel görüşmelerde genellikle şunlar üzerine çalışırız: tartışmalarda hangi noktada devreye girdiğiniz, hangi cümlelerin döngüyü hızlandırdığı, hangi ihtiyacınızı söyleyemediğiniz ve bu ilişkide sizin için kabul edilebilir olanın sınırının nerede olduğu.
Bir de dürüst olalım: her ilişki kurtarılmaz ve bu her zaman kötü bir sonuç değildir. Tek başına yürütülen bir süreç, bazen ilişkiyi onarma yolunu açar, bazen de kişinin ne istediğini netleştirmesini sağlar. İkisi de geçerli sonuçlardır.
Eşiniz sonradan katılmak isterse
Sık yaşanan bir senaryo: siz birkaç görüşme yaptıktan sonra eşiniz merak eder ve katılmak ister. Bu iyi bir gelişmedir ama düzenlemesi konuşulmalıdır. Sizinle bireysel çalışan kişinin aynı anda çift terapistiniz olması, tarafsızlık açısından her zaman uygun olmayabilir.
Böyle durumlarda ya süreci baştan çift görüşmesi olarak yeniden kurarız ya da çift görüşmesi için başka bir meslektaşa yönlendiririm. Bu bir engel değil, sürecin sağlıklı yürümesi için bir düzenlemedir; ilk görüşmede zaten konuşuruz.
Zorlamanın işe yaramadığı yer
İsteksiz getirilen bir eşle yapılan görüşmeler nadiren verimli olur. Kişi orada bulunmayı seçmediyse, konuşmaya da katılmaz; oturum, onu ikna etme çabasına döner. Bu yüzden ısrarın bir sınırı olduğunu kabul etmek gerekir.
Israrın kendisi de bazen döngünün parçası hâline gelir: siz ne kadar çok isterseniz o kadar geri çekilir, o geri çekildikçe siz daha çok ısrar edersiniz. Bu noktada yapılabilecek en işlevsel şey, konuyu bir süreliğine bırakıp kendi adınıza adım atmaktır.
Ne zaman kendi adınıza destek almalısınız?
İlişkideki gerginlik uykunuzu, iştahınızı, işinizi ya da çocuklarınızla ilişkinizi etkilemeye başladıysa, karar aşamasında sıkışıp kaldıysanız ya da sürekli aynı düşünceyi döndürüp duruyorsanız, eşiniz gelsin ya da gelmesin kendi adınıza destek almanız yerinde olur.
Görüşmeler Kuşadası merkezli olarak online ve yüz yüze yapılıyor. İlk görüşmede ihtiyacınızın bireysel mi çift görüşmesi mi olduğunu birlikte değerlendiririz.
Kendi adınıza bir adım atmak isterseniz
Uygun günleri takvimden görün, size en uygun saati seçin. Randevunuz oluştuğunda onay bilgisi size iletilir.